Buzla üyelerinin sorduğu sorular
-
Hayattaki ilham kaynağım hayatın kendisi. Hayattaki en
güzel şeyler de bedava olan şeyler. Uçan kuşlar, denize
bakabilmek, havaya bakabilmek. Ve insanlar... Yeni
insanlarla tanışmaya bayılıyorum. İnanılmaz besleyici.
Herkesin farklı bir hikayesi var. İnsanların farklı
hikayelerini anlamaya çalışmak hatta zaman zaman onların
bir parçası olmak. Ufak da olsa renk katabilmek o
insanların hayatına, en çok ilham veren şeyler bunlar.
-
16 yıllık bir kurumsal hayat var. Bunun açıkçası ilk
10 yılında bir gün kurumsal hayattan yok olacağım
demedim. Hatta "Ne zaman yükseliyorum?", "Ne zaman daha
fazla sorumluluk alıyorum, yetki alıyorum?" gibi sorular
beni en fazla meşgul eden konulardı. Son 6 yıla
baktığımda ise kurumsal hayatta: Yaşadığımız hayat
tek. "Hayatımın sonuna kadar memur mu kalacağım?"
diyorum. Ve 5,6 yıllık o kurumsal hayatımın son
yıllarında "Ben ne yapabilirim, kendi ayaklarımın
üzerinde nasıl durabilirim?"in sürecini yaşadığımı
hatırlıyorum.
Kurumsal hayat çünkü zorlamayı seviyor, birilerinin
birilerinin üzerine çıkmasını istiyor zaten. Seni
kurumsal hayat başka birisi yapmak istiyor.
Fakat bu çok da kötü değil eğer bir insan kurumsal
hayatta, ne mutlu ne güzel projelerim, ne güzel
raporlarım var, bu benim diyorsa zaten kurumsal hayatta
kalmaya devam etmeli. Öte yandan, eğer daraldığını
hissediyorsa, ben daha fazla şey yapabilirim kendi özgün
yanlarımı çıkartabilirim diyorsa, o zaman da kendi
istediği doğru bildiği işte olmalı.
-
-
"Senin benden istediğin şey 2 kere 2, 4 ederdi. Ben de
sana bunu getirdim" diyor insanlar. Ben de diyorum ki "Evet
iki kere iki dört eder doğru. Şu an karşıladın
beklentileri. Peki bunun üzerine senin yapabileceğin bir
şey var mı? Yapabileceğimiz daha farklı bir şey var
mı? Veya benim istediğim şey doğru bir şey mi?" Bu
sorular zor sorular. Ama aslında öğretici olduğu için o
eziyetler iyi eziyetler.
-
Herkes beni yönlendirebilir. Ufak bir çocuk da olabilir,
kocacaman bir insan da, hatta yoldaki bir köpek de
olabilir. Ben herkesten çok şey öğreniyorum. Onların
söylediklerini yapıyor muyum? Hayır. Ama onların
söyledikleri şeyler hayatıma katkı sağlıyor mu? Evet.
Hem de çok fazla
-
Zaman zaman konferanslara gittiğimde konuşmaktan keyif
aldığım bir konuşma var. Hayat ne zaman anlamlı diye
soruyorum. Bir tanesi insanlara destek olduğunuzda,
diğeri de kendinizi geliştirdiğinizde hayat daha
anlamlı. İnsanlara destek olduğunuzda kısmı belki de
FMK’nın doğuşuydu.
Kıyak yaptığım insan mutlu oluyor da ben daha çok
mutlu oluyorum. Sadece vermeyi keşfediyoruz tekrar. Yoksa
bu oyunla öğrenmedik iyilik yapmayı.
-
Aşk öyle bir şey ki öyle gökyüzünden yağmıyor. Bir
anda karşılaşıyorsunuz onunla. Bir an başınızdan
aşağıya sıcak sular dökülüyor. Bütün doğruların
yanlış olduğu, bütün yanlışların doğru olduğu bir
zaman başlıyor. Ve maalesef böyle zaman zaman gelen bir
şey değil aşk.
Ve şu an aşık olduğum birisi yok. Umarım senin vardır
Yusuf, ve onun arkadaşları vardır. Beni
tanıştırırsın.
-
En büyük çuvallamam benim evliliğim. Eğer aşık olarak
üzerine titreyerek evlendiğiniz kişiyle ilişkiniz bir
süre sonra bitiyorsa, burada bir eksiklikler var demektir.
Burda ben hatayı kendimde buluyorum.
İnsanoğlu değişiyor. Ben dün patlıcanı sevmezken,
bugün patlıcanı seviyor olabiliyorum. İlişkilerde bu
tür değişiklikleri farketmek karşıdaki insanın nasıl
değiştiğini görmek ve ona göre davranmaya başlamak
gerekiyor. Ve dolayısıyla değişmeye başlamak çok
önemli.
Çünkü değişimler o kadar çaktırmadan geliyor ki insan
hayatına. "Olsun o patlıcanı sevmeye başlamış
olabilir, ben onun kokusuna bile dayanamıyorum, bizim evde
hala patlınca pişmeyecek" demek bir insanın kendisine
yapabileceği en büyük kötülüklerden birisi. Çok
bencilce. Sanırım benim en büyük hatalarımdan birisi
buydu. En büyük çuvallamam.
Birisini yakaladığınız zaman diyorsan "Budur doğru
insan", o zaman o insanla o değişimleri yakalayıp
karşılıklı, onları yönetmeyi öğrenmen gerek. O zaman
hayat çok daha basit, çok daha yönetibilir hale geliyor.
-
DNA'larla alakalı mı bilmiyorum olabilir. Ama tamamen
doğuştan geldiğini düşünmek haksızlık.
Yaratıcı olmak için insanın sürekli sorgulaması
gerekiyor. İnsanlar en basit şeyleri bile sorgulamalı.
Aynı çocuklar gibi. Eğer içinizde merak devam ediyorsa,
bir başka deyişle içinizdeki çocuk ölmüyorsa siz zaten
yaratıcısınız.
Nasıl devam edecek? Sürekli beslenerek, neyle
besleniyorsanız, İnternet, kitaplar ne varsa.
-
Farklı şirketlerde çalıştığım için hepsinde
farklıydı güdüm. Reklam ajansında, en büyük
müşteri, Nissan'da en büyük satış rakamları...
Hepsinde ortak bir yan vardı, o da: "Başkalarının
gözünde başarılı olmak." Kurumsal hayat bu.
Başkalarının gözünde başarılıysanız siz de
kendinizi başarılı sanmaya başlıyorsunuz.
Bugün ise, statünün gerçekten gündem olmadığı
"Başkalarının gözünde başarılı olmanın", artık
sadece "başkalarının gözünde" kaldığı, Tunç iyi ki
yaşıyorsun, iyi ki nefes alıyorsun, "devam et", hayat bu
işte dediğim anı yakalamak beni hayata bağlıyor.
-
Kendim için ne yaptığımı söyleyebilirim. Birisi tutku.
Tutkusunu bulabilmek ve onu yapmak insanın mutluluk
veriyor. Tutkulu olduğun şeyden keyif almak ve az da olsa
üzerinden para kazanmak.
İkincisi tüketmek yerine vermeyi keşfetmek. Başlarda o
da benim olsun, bu da benim olsun, maaşım daha büyük
olsun... gibi hırslar var. Bunlar daha iyi cep telefonuna,
daha iyi televizyona... götüren şeyler. Sanırım
belirli bir dolgunluğa gelmekle, olgunlaşmakla ilgili
olabilir, bu dönemde tüketmek yerine vermenin daha keyifli
olduğu bir dönem var. Mutluluğun bir reçetesi olarak bu
söylenebilir.
Üçüncüsü ise, insanın yaşarken, nasıl bir miras
bırakmak istediğiyle ilgili karara varabilmesi ve o
kararı adına hareket edebilmesi. Hedefi de kendisi
koyduğu için mutluluğa giden bir yol. Her neyse onu
bulabilmek ve onun uğruna bir şeyler yapabilmek.
-
oneshot ilk sorunu ciddiye alacağız, diğerleri için
istersen başka sorular ekle.
-
maşallah amma soru sormuşsun oneshot :)